SARA! – Rohat BARAN

0

9 Ocak Sara, Rojbin ve Ronahi arkadaşların şehadet yıldönümü. Onların demokratik ve özgür Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve tüm dünyada ekolojik, demokratik, kadın özgürlüğüne dayalı adil, eşit ve özgür yaşam yaratma iddiaları vardı.

Binlerce, milyonlarca insan bu özlemlerin gerçekleşmesi için halen mücadele ediyor.

Sıcakların kavurucu bir hal aldığı, Şehit Harun vadisinde akan suların hiddetini yitirip sakinleştiği, azaldığı bir günde dört saatlik uzun bir yürüyüş ardından nefeslenmek ve güzelim manzaranın tadını çıkarmak için dereye hakim ve gölgelik bir yerde soluklanırken, karşı yamaçtan aşağı doğru hızlı adımlarla süzülen ve gelip köprüden suyun bize olan tarafına geçmek isteyen 7-8 kadın arkadaşı gördük. Köprü yıkıldığı için suya vurup geçmeleri gerekecekti. İçlerinden zayıf, kızıl saçlı ve yaşı belki de bizimkinin iki katı olan, ama bizim o halimizle yapamayacağımız biçimde genç bir insanın enerjisi, ruhu ve coşkusuyla ceylanlar gibi taşların üzerinden seke seke suyun bize olan tarafına geçen bir arkadaş dikkatimi ve ilgimi çekti. Diğer arkadaşlar suyun azaldığı bir yerde ayakkabılarını çıkarıp diğer tarafa geçtiler. Aradan biraz zaman geçip biz o arkadaşların geldiği tarafa doğru ilerlerken az önce taşların üstünden seke seke geçen kızıl saçlı arkadaşın toprağın özlem ve hasretini çekmiş gibi çömelmiş bir halde yerdeki bir şeye ilgiyle baktığını, yanındaki arkadaşların da etrafında toplanmış bir biçimde can kulağıyla onu dinlediğini gördük.

Acaba bir şey mi olmuş merakıyla hızlıca daha fazla yanlarına yaklaşıp diğer arkadaşlarla tokalaşırken, o sevecen sesi ve anaç tavırlarıyla bir yandan bize merhaba verirken, diğer taraftan sanki eskiden beri tanışıyormuşuz ve şimdiye kadar bildiği ama bize söyleme fırsatını bulamadığı bir şeyi paylaşmak istediğini gösteren heyecanlı sesi ve tavrıyla “bakın görüyor musunuz, karıncaların hepsi de çalışıyor. Biz de böyle bir toplum yaratmak istiyoruz. Karıncaların yaşam ve çalışma sistemi, düzeni topluma uyarlandığı zaman çok demokratik bir sistem açığa çıkar. Zengini, fakiri olmayacak, her şey herkesin olacak, kimse ayrıcalıklı olmayacak, herkes çalışacak, herkes ihtiyacına göre üretilene sahip olacak ve kullanacak. Ama bunu yaparken insanlar sürekli olarak karınca gibi çalışmayacak, bir yandan doğal bir otorite olacak, ama hiyerarşik olmayacak, birlikte çalışacak ve üretecek, diğer yandan da arta kalan zamanda kültürel, sanatsal ve edebi faaliyetlerle maneviyatı güçlendirmek için değerlendirecek. Benim başkandan (Önder Abdullah Öcalan’ı kast ediyordu) anladığım budur. O da toplumumuzu karıncaların oluşturmuş olduğu sistem gibi inşa etmek istemektedir. Böyle bir sistemi inşa etmenin teorik gücünü ortaya koymuş, paradigmasını geliştirmiş, pratikleştirmek de bizlere kalıyor” diyordu.

Daha uzaktayken gördüğüm ve dikkatimi çeken insan, bu sözleriyle daha fazla ilgimi çekmeye yetmişti. Zarif ruhu, selvi boyu, ince beli, dik duruşu ve haklılık için kavga edebileceğini ortaya koyan özgüven ve Deniz Gezmiş gibi dünyaya meydan okuyan yürüyüşüyle, PKK çizgisinde mücadele edilerek dünyadaki tüm geriliklere karşı durma gücü, azmi ve düşüncesini kendisinde yarattığını ifade eden alnı açık duruşuyla, yanakları al al, saçları yüreğinde yanan devrim ateşi gibi kıpkızıl, nur yüzlü biriydi. Kim olduğunu bilmiyordum, ama bütün bunlar hemencecik orada içime doğmuştu ve kendime oracıkta itiraf etmiştim. Sonradan, çok sonradan o arkadaşın PKK’nin birinci kongresine katılan 22 delegeden ve iki kadından birisi olan Sakine Cansız, yani Sara arkadaş olduğunu öğrendim. Diyarbakır zindanındaki direnişini hep okumuştum, yine parti içindeki Sakine ya da Sara isimlerinin bu arkadaş örnek alınarak kendine takıldığını duymuştum, ama o zamana kadar ona ait bir resmi bile görmemiştim. İlk defa orada gördüm ve hiç tanımadığım halde üzerimde böyle bir etki yarattı. Zaten daha sonraları tanımamla birlikte o dik yürüyüşü, yoldaşlığı, direnişçiliği hakkında anlatılanların aslında az bile olduğunu gördüm.

Aradan çokça yıl geçti ve bir gün o arkadaşa bir şey olacağını düşünmedim. Çünkü iyi biriydi ve iyilere bir şey olmamalı diye düşünüyordum. Soğuk bir gündü, sabahın erken saatleriydi ama havada bir kasvet vardı. Diğer günlere oranla sanki güneş daha doğmamış gibi, birazdan yağmur, fırtınalar kopacakmış gibi bir hava hakimdi. Karanlık, ufuksuzluk vardı. İnsanın kemiklerine işleyenden soğuktan öte bir şey vardı bu havada ve insanın içini titretiyordu. Çok zaman geçmedi, haberleri açtığımda karanlığın, içimi titreten şeyin asıl nedeninin ne olduğunu öğrendim.

Paris’in bir yerinde beton yığınlarından oluşmuş dikili bir bina, etrafında bir sürü polis, mavi bantlarla çevrili kocaman bir alan, sonra açık bir kapı içeride dağıtılmış bir masa ve sağa sola sıçramış, yerde birikmiş kan…

PKK’nin kurucularından Sakine Cansız ve iki kadın yoldaşı Fidan Doğan (Rojbin) ve Leyla Şaylemez’in (Ronahi) şehit edildiği söyleniyordu. İnanmak istemiyordum, kabul edemiyordum, ama…

9 Ocak Sara, Rojbin ve Ronahi arkadaşların şehadet yıldönümü. Onları saygı ve minnetle anıyorum. Demokratik ve özgür Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve tüm dünyada ekolojik, demokratik, kadın özgürlüğüne dayalı adil, eşit ve özgür yaşam yaratma iddiaları vardı. Binlerce, milyonlarca insan bu özlemlerin gerçekleşmesi için halen mücadele ediyor. Buna inanıyorum. Bu mücadelenin kazanacağı konusunda hiçbir zaman kuşku duymadım. Onların özlemi olan sömürünün, soykırımın, tekçiliğin, birbirini küçük ve yok saymanın olmadığı bir dünyanın yaratılması mücadelesinin daha da güçleneceğini biliyorum.

Sonradan Sara arkadaşın kendi yazdığı ve hep kavga olan yaşamını okudum. Her cümlesinde ve satırında Dersim isyanında düşmana esir düşmemek için kendini uçurumlardan atan kadınların çığlığını yüreğinde hissettiği gibi, bu çığlığa doğru cevap olmak ve intikamlarını almak için de neler yapılabileceği üzerinde her zaman yoğunlaşmış. Çeşitli sol partiler içinde yer almak istemiş, toplumculuğun korunması için solcu olmak gerektiğini fark etmiş ve arayışlara girmiş. En son Önder Abdullah Öcalan ve geliştirmiş olduğu mücadele çizgisini Dersim’de şehit düşen tüm kadınların ve onbinlerce Dersimlinin intikamının alınacağı çizgi, yer, örgüt olarak görmüş ve o temelde öz gücünü, benliğini PKK ile birleştirmiş ve PKK’nin direnişçi karakterinin daha da güçlenmesinde önemli rol oynamıştır. Bunun en iyi örneği de 12 Eylül askeri faşist darbesinin gerçekleştiği en zor koşullarda cehennem haline getirilmek istenen zindanlarda Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçeklerle birlikte direnmesi olmuştur. Despot Esat Oktay’ın yüzüne tükürerek tüm diz çöktürme saldırılarına ve işkencesine karşı dik duracağını ortaya koymuştur.

Zindandan çıktıktan sonra Önderlik sahasına gitmiş, orada eğitim görmüş, Önderlikle gerçekleştirdiği diyaloglarda gerillalaşma konusundaki iddia düzeyini ortaya koymuş ve bunun üzerine büyük özlemi olan Botan’a gitmiş ve orada gerillacılık yapmış. Botan’ın dağlarını, ovalarını karış karış gezmiş, soğuk sularından içmiş, serin ve ferah havasından solumuş.

Seyit Rızaların ve binlerce Dersimli kadının intikamının alınacağına inandığı yerde hep mücadelenin en önünde oldu, zirvesini yaşadı.

Ancak AKP iktidarı kalleş, Tayyip Erdoğan yalancı. Demokratik çözüm süreci adı altına PKK’yi tasfiye harekatını PKK yöneticilerini vurma kararı temelinde devreye koydu. Bu katliamın Tayyip Erdoğan’ın emriyle MİT tarafından gerçekleştirildiği, Sakine Cansız İntikam Biriminin gerçekleştirdiği operasyon sonucu yakaladığı iki MİT’çinin itiraflarıyla netleştirildi. Zaten Katil Ömer Güney’in yargılandığı ve mahkemeye çıkmasına 20 gün kalan süreçte kaldığı cezaevinde ölü bulunması bu katliamı kimlerin yaptığını ve kimlerin de ortaklık ettiğini açıkça ortaya koymuştu.

Bu yıldönümünde sizleri bir kez daha minnetle anıyoruz. Özlemlerinizin onurlu tüm Kürtlerin ve insanlığın özlemi olduğunu bilmenizi istiyoruz.

CEVAP BIRAKIN

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz