Gezi Ruhu Canlanmalı – Rohat BARAN

0
gezi direnişi ile ilgili görsel sonucu

Faşist Diktatör Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye bir meçhule doğru ilerliyor. Herkes durumların vahim olduğunu belirtiyor. Kimileri Türkiye’nin de Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında Ortadoğu’da yanan ateşin harlanmasında odun olarak kullanılacağını söylüyor. Nitekim AKP iktidarıyla birlikte birkaç yeşil dalı kalmış Türkiye ağacının tümden kurutulduğu dikkate alındığında ve bu kurumuş ağaçla durmadan sağındaki solundaki alevi dinmiş közleri karıştırıp oynarsa bu kuruyan odunun da tutuşup yanacağını söylemek zor olmayacaktır. Zaten basit fiziksel olay bile denense neticenin bu olacağı öngörülebilir.

Yanar mı yanmaz mı belli olmaz, ama AKP-MHP faşizmi yönetimindeki ülkenin gittiği yer ve sonunun moda deyimle burunlara iyi kokular getirmediği söylenebilir. AKP karşıtları “bu iktidar ha gitti ha gidecek” diyor, AKP-MHP faşizmi de kendi karakterinde şekillendirilecek bir Türkiye’de ezel ebet güç olacağını iddia ediyor. Hem de Birinci Dünya Savaşı koşullarında ve statükoların şekillendiği ortamda İslamcıların, Sosyalistlerin ve Kürtlerin yok sayıldığı, Cumhuriyetin bunun üzerine kurulduğu ve Cumhuriyet savunucularının bugün içine düşmüş olduğu durumu unutarak. Şunu da unutuyor, Üçüncü Dünya Savaşı halen devam ediyor, zirveleşmiş değil ve kimin, nerede, ne zaman, nasıl bir gümbürtüye gideceği belli değil ve böyle bir ortamda ezel ebet kalacağının propagandasını yapmak sadece bir temenni ya da hayaldir. Evet, Dünya koşulları değişti, Birinci Dünya Savaşının yaşandığı süreçte nasıl ki İttihatçı zihniyet Ermenileri ve Süryanileri soykırıma uğrattıysa, şimdi AKP de yeşil renkli İttihatçı zihniyetle bu işi yapacağını ve Kürtleri yok etme temelinde İhvancı Türk ulus devletini şekillendireceğini sanıyor, ama bu sadece bir hayal olarak kalacak. Aç tavuğun rüyada kendini darı ambarında görmesi durumu herhalde böyle durumlar işin ifade edilebilir.

Uzatmadan şunu söylemek istiyorum ya da şunu bilmek gerekir: Evet, her iki dünya savaşında da kandırılmış da olsalar Kürtlerin gücü ortak vatanın özgürlüğü için kullanıldı ve tekçi zihniyetle şekillendirilen cumhuriyet zamanla Kürtleri de tehlike olarak gördü ve soykırıma uğratmaya yöneldi. Ancak günümüzün koşulları değişmiştir. Kürtler bugün örgütlüdürler, tüm dünya tarafından biliniyor ve bir halk olarak tanınıyorlar. Yani iki dünya savaşı ile bugün yaşanan dünya savaşı arasındaki durumlar farklıdır. AKP’nin bunu anlaması gerekir. Üçüncü Dünya Savaşı sonrasında dengeler şekillenirken istese de istemese de formatı ve yapılanması belli olmasa da bir Kürdistan var olacak. Tabii o koşullarda AKP ya da benzer zihniyette olan bir gücün yöneteceği bir ülke de olmayacaktır.

AKP-MHP faşizmi şu anda ne yapıyor? Bir yandan herkesi suçlayarak bir ülkenin başka bir ülkenin iç işlerine karışmaması gerektiğini söylüyor, diğer yandan da her tarafa yaptığı müdahaleleri gizlemeye çalışıyor! Tabii ki esas olarak kendisini gizlemek için bunu yapıyor. Bir de süper güç olma hayalleri var ya! Irak’a da karışır, Suriye’ye de, Libya’ya da, İran’a da. Söz söyleme hakkını kendinde görüyor. Hele bir yerde Kürt varsa, ilkin söz söyleme hakkını kendisinde görüyor.

Diğer yandan içeride yitirdiği meşruiyetini suni gündemlerle örtmeye çalışıyor. Tabii sadece suni gündem olmaz, AKP’ye göre suni gündem olsa bile bunun bir kazancı olmalı. Erdoğan’ın mega proje (Kanal İstanbul vb.) diye sunduğu şey esas olarak bir yandan dış siyasette tıkanan ve tükenen politikalarını gizlemektir, diğer yandan ülkede yaşanan ekonomik kriz başta olmak üzere her türlü sorunun yine yitirdiği meşruiyetini sorgular durumdan çıkartıp insanları bir şeylerle uğraştırmaktır. Yani gündem saptırması yapıyor. Her sıkıştığı süreçte yaptığı gibi, insanlar da tabii farkında olmadan bu gündemlerin peşine takılıyor.

‘Kanal İstanbul projesi’nin çok fazla zararı olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyor. O şehri yöneten halkın seçtiği insanlar da bu projenin yol açacağı sağlık sorunları başta olmak üzere, ekolojik sorunları bir bir sıralıyorlar. Ancak AKP kimseyi dinlemiyor, ben her türlü hesabı yapmışım, bu kanalın geçeceği yerleri parsellemişim, Katar’a, şuraya buraya çok öncesinden buralardan bir kanal geçireceğimi söylemişim ve bunun karşılığında 1 lira olan araziyi 1 milyona satıp kar sağlamışım, ondan vazgeçmem, diyor. Kim bilir belki de bazı taahhütler karşılığında oradan kanalı geçirmezse aldığı paraları geri vermek zorunda kalacak da onun için bu kadar ısrar etmektedir. Bilmiyorum tabii bunları, sadece varsayım bizimkisi de şu bir gerçek İstanbullular o kanalı istemiyor. İstanbul devasa bir mega kent haline gelerek zaten ekolojik dengeye yeterince zarar vermektedir, ama doğayla bu kadar oynanması da olmamalı. İlle de olacak deniliyorsa da buna İstanbulluların karar vermesi gerekiyor.

Bir kere basitinden düşünelim, küresel ısınmadan bahsediyoruz, buzullardaki buzlar sürekli erimekte ve denizin seviyesi artmaktadır. Peki, bu kanal yükselen su seviyesi dikkate alındığında şehri nasıl etkileyecek? Ya da o kanaldan çıkacak o kadar toprak ne yapılacak? Bir yerden geçecek o kanallar, bazı insanların evinin, geçmişinin olduğu yerlerden, çocukluğunun yaşandığı yerler suyun altında kalacak, değer mi ki para kazanmak için anılar yok edilsin. Anıları yok etmek insanlığı yok etmek değil midir? Bir insanın anısı olmazsa, ortada o insandan geriye ne kalır ki!

Velhasıl, bu işin bilimsel yanı her gün basına yansıyor, dinliyoruz. Gezi’de bazı ağaçların kesilmesine izin verilmedi, Türkiye’yi sevenler birlik oldular ve AKP’ye karşı direndiler. Türkiye tarihinde gerçekten çok fazla görülmeyen devrim süreci yaşandı, her tarafta devrim havası esti.

Çok uzatmadan şunu belirtmek istiyorum: Türkiye’yi, İstanbul’u seviyorsak o zaman Kanal İstanbul’u politik ve rant aracı haline getirmek isteyen AKP-MHP faşizmine karşı bir mücadele aracına dönüştürelim. Madem ki o ben bu projeyi gerçekleştireceğim diyor, o zaman Türkiye’deki tüm demokratik çevrelerin, çevrelerin, kadınların, gençlerin ve emekçilerin birlik olup Gezi direnişinde ortaya çıkardığı ruhla hareket etmesi gerekiyor. Kanalın geçtiği yerlerde çadırlar kurmalı, bir kazmanın bile toprağa vurulmasına izin verilmemelidir. Böyle olursa gerçekten de Türkiye hem dış siyasette hem de iç siyasette rahatlar ve Türkiye’de tüm farklılıkların bir arada yaşayacağı demokratik devrim gerçekleşir. Üçüncü Dünya Savaşı koşulları ve AKP’nin politikaları Türkiye’de devrimin yapılmasını acil hale getirmiş bulunmaktadır.

CEVAP BIRAKIN

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz