Çiyager’in şiiri, Rûbar Şervan’ın sanatı!

0

Rûbar, “nasıl oyuncu oldu” sorusunu “nasıl oyuncu arıyorduk” sorusuyla birlikte cevaplarsam anlaşılabilir. Aslında aradığım-aradığımız şey öncelikle oyuncu olmayan kişilerdi. Oyuncu değil, gerçek duyguydu aradığımız…

Rûbar Şervan’ın (Cihan Sever) memleketi Van, Kürdistan’ın iklim olarak en soğuk yerlerinden. Bir amaç ve bir duygu, Rûbar’ı ülkesinin en soğuk ve dağlık yerinden en sıcak ve yarı çöl bir bölgesine getirmişti. Rûbar Şervan, 2014-2015 yıllarında DAİŞ saldırılarına karşı direnişe katılmak için Kobanê’ye gelmişti. Kobanê’de DAİŞ’e karşı savaşta yer alıyor. Bizim tanıştığımız zamana kadar da Rojava ve Kuzey Suriye’nin birçok bölgesinde DAİŞ’e karşı savaşmıştı. Birkaç kez hafif yaralanmıştı. Rûbar’la filmin hazırlığı devam ederken Ekim-2017’de Kobanê’de tanıştık.

GERÇEK DUYGU ARARKEN…

Rûbar, “nasıl oyuncu oldu” sorusunu “nasıl oyuncu arıyorduk” sorusuyla birlikte cevaplarsam anlaşılabilir. Aslında aradığım-aradığımız şey öncelikle oyuncu olmayan kişilerdi. Oyuncu değil, gerçek duyguydu aradığımız. Hikâyesini senaryolaştırdığımız Sur direnişindeki gençlerin duygusuna en yakın kişileri arıyorduk. Bunun da benzer hikâyeler yaşamış insanlarla mümkün olabileceğine inanıyorduk. Senaryodaki karakterle günlük yaşamda kim duygu olarak yakınsa, filmde de o yer alacaktı.

Bunu sağlamak öyle kolay olmadı. Bir taraftan yoğun bir çatışma vardı. Örneğin Reqa’da DAİŞ’e karşı büyük bir savaş sürüyordu. Biz bir grup sinemacı, gazeteci ya da bu işe inanmış bir ekip, büyük bir inançla hem senaryo üzerine çalışmaya devam ediyor hem senaryoya göre oyuncu arıyor hem de Sur gibi karakteristik bir mimariye sahip bir mekânın benzerini Kobanê’de inşa etmeye çalışıyorduk. Sur siyah bazalt kesme taşlarla inşa olmuş, dar sokaklı ve etrafı surlarla çevrili tarihi bir kent. Kobanê ise daha dün yüzde 80’i yerle bir edilmiş kentti.

EKİBE DAHİL OLACAĞI GÜNLERDE ŞEHİT DÜŞTÜ

Bir film yapacaktık ama inanın ki, filmin yapım süreci birçok filmdi. Örneğin, Şeddade’de oyuncu olarak düşündüğümüz birçok kişi, QSD’nin (SDF) Derazor’da operasyon başlatmasıyla oraya gitti. Yani bizce ‘oyuncu’ olabilecek kişilerdi. Ama hem onlar hem de QSD yönetiminin önceliği farklıydı. Yine YPG savaşçısı Kahraman Amed, ekibe dahil olacağı günlerde Reqa’da şehit düştü. Yine sinemacı ve gazeteci Mehmet Aksoy, aynı günler yine Reqa’da bir DAİŞ saldırısında şehit düştü.

Oyuncu ararken, savaşçı ya da değil, konuşuyorduk, zaman geçiriyorduk, ama kimseye “seni şu rol için düşünüyoruz” demiyorduk. Çünkü onları bir araya toplayıp 3 aylık bir eğitim kampına sokacaktık. Bu eğitim en temel teorik sanat-sinema okumalarını, film izleme ve eleştirisi, temel drama ve temel oyunculuk eğitimini kapsıyordu. Bunu yaptık da. Bu eğitimin son aşamasında senaryo üzerine eğitime geçildi. Ve bazı kritik sahneler üzerinden provalar yapıldı. İşte tam burada cast netleşmeye başladı. Bir grup filmi olduğu için, senaryodaki ikilileri birbirlerini tamamlayacak şekilde belirlemek gerekiyordu. Ama önce de söylediğim, kimin kişilik özellikleri senaryodaki karaktere yakındı; önemli olan buydu.

RÛBAR, ÇİYAGER OLMALIYDI

Ama Rûbar’ı ilk gördüğümde, içimden, “işte bu” demiştim. Bu 3 aylık eğitimin sonunda da fikrim değişmedi. O, ana rollerinden biri olan Çiyager olacaktı. Çiyager ise Amed-Sur’da Aralık 2015-Mart 2016 tarihleri arasında polis ve ordu kuşatmasına karşı 100 günlük direnişin komutanıydı.

Rûbar, nasıl biriydi, tüy gibi hafif bir yüreği vardı. Çok mütevazıydı. Sorunlar karşısında pozitifti ve güleryüzlüydü. Ama bir yere geldiği zaman, uzaktan baktığınızda, yürüyüşü bile etkileyiciydi. O bir devrimci komutan özelliklerine sahipti. Tam da filmde canlandıracağı Çiyager gibiydi. Tabii başta film çalışmasına katılmak için gönüllü değildi. Neden? Çünkü kendi işi değildi, öyle görüyordu. Herhangi bir tiyatro ya da sinema oyunculuğu geçmişi yoktu. Böyle olduğu için de kendine ve bize güvenmesi gerekiyordu.

Ama avantajımız, politikleşmiş Kürtler içerisinde Sur direnişinde yer almış olmak bir onur olarak görülür. Aynı şey Kobanê ve Şengal gibi direnişler için de geçerlidir. Mesele ölmek ya da öldürmek değildir. Mesele onur, baş-eğmezlik, özgürlük ve devrimin bir hayal olmadığına inanmakla ilgilidir. Yani aslında yeni bir yaşamın mümkün olduğuna inanmaktır. Rûbar da böyle düşünenlerdendi.

Devrimci özelliklere sahip bir insan için yaşam sanattır ve şiirseldir. Kış aylarında iki metre kar yağan bir yerden, yaz aylarında 50 derece sıcaklığı olan bir coğrafyaya yolculuğu da ancak sanatla anlar ya da şiirle anlatabiliriz. DAİŞ gibi dünyanın en örgütlü kötülüğüne karşı savaşırken, bir sinema filminde başrollerden olmak da ancak devrimcilerin işidir. İşte tüm bunlar Cihan’ın Kobanê’de Rûbar oluşu, Ji bo Azadiye filminde Çiyager olmasını sağlamak için yeterli fikri ve duygusal potansiyellerdi.

KENDİLERİNİ OYNADILAR!

Tabii bu belirttiklerim elbette yetmeyecekti. Sinema filmi çekimi, yoğun bir teknik süreç. Çok az kişi, senaryoyu bir film olarak görebiliyor. Kamera, ışık, ekip, izleyiciler… Profesyonel oyuncu olmayan birisi için bunlara alışmak zor iş. Hele bir de sahnelerin tekrarlanması eklenince iş çok daha güçleşiyor. Eninde sonunda yaptığımız bir film. Öykümüz gerçeğe dayansa bile bu bir film. Gerçeğin de yoğun baskısı oluyor. Çünkü örneğin filmde yer almış iki kişi (Korsan Şervan ve Haki) gerçekten Sur’da savaşmıştı. Ve filmde de kendi rollerini oynamalarını sağladık. Bu örnek de sinema tarihi açısından önemli bir örnektir. Rûbar Şervan özelinde ise, şu husus onu zorluyordu: “Acaba Çiyager’i temsil edebilecek miyim? Yapabilir miyim? Ya yapamazsam?” Filmimiz hâlâ devam eden bir sürecin içerisinden bir kesiti konu alıyor. Hâlâ her şey çok canlı ve taze. Rûbar da bunun sadece bir sinema filmi olmadığını hissediyordu. Bu rolün, onun tüm yaşamını etkileyeceğini biliyordu.

BİR YASAĞIMIZ VARDI…

En önemli rolüm motivasyonu yüksek tutmak kadar, çekilecek sahnenin öncesi ve sonrasıyla o sahneye uygun duygusal atmosferin hazırlanmasıydı. Bu da yetmiyordu. Bazen en küçük bir beden hareketini bile tarif etmek ya da prova etmek gerekiyordu. Ama başından şunu herkes kabul etmişti: Yapabileceğimizin en iyisini yapacağız! Rûbar da dahil hepimiz “daha iyisini yapabiliriz” diyorduk. Sahne tekrarı artıkça motivasyonun düşmesinin önüne böyle geçiyorduk.

“Bu şartlarda ancak bu kadar olur” sözünü kendimize yasakladık. Oyuncular kadar bizim de böyle büyük bir proje için yeterli tecrübemiz yoktu. Amatörlüğümüz var ama profesyonel düşüneceğiz ve uygulayacağız, diyorduk. Rûbar da filmde bir oyuncu olarak bize güvendi. Yönetmen olarak benim ya da rejideki diğer arkadaşların isteklerini, eleştirilerini, önerilerini dikkate aldı. Çok büyük bir eforla katıldı.

Oyuncu hazırlığı 3 ay ve çekimler de 3 ay sürdü, Rûbar’ın son güne kadar da sahnesi vardı. En zor sahnelerdi. Ve bu filmde abartıyı değil, kamera, gerçek bir hikâye kaydedecekti. O yüzden oyuncu olan arkadaşlarımız zayıflamak için rejim yaptı, kirli kaldı, saçını kesmedi. Bunları en az sorun edenlerden biri de Rûbar’dı. Onunla ana çekimlerin tamamlanmasının ardından (Mayıs 2018) ayrıldık. En son 2018 yazında görüşmüştük ve filmin kaba montaj halini izlettirmiştim. Ondan sonra bağlantımız koptu. Ta ki 2 Kasım tarihinde şehit düştüğünü öğrenene kadar kendisinden bilgi almamıştım. Basından öğrendiğimiz kadarıyla Türk ordusunun havadan indirme yaparak işgal etmeye çalıştığı bölgede (Heftanîn-Başûrê Kurdistan) çatışmada yaşamını yitirmişti. Hakkıyla yaşadı. Yaşamı uğrunda ölecek kadar sevdi. Elbette bize de onun hatırasını anmak ve yaşatmak düşüyor.

ANF

CEVAP BIRAKIN

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz